Yoksulluk . . .

Aşağı yukarı benim yaşımda olanlar mutlaka ucundan kıyısından bir şekilde yoksulluk yaşamıştır. Ben yaşadım, daha doğrusu yaşadığımın yoksulluk olduğunu zannediyordum, yanılmışım.
Yoksulluğun tanımındaki çeşitlilik onunla mücadele yöntemi seçme zorluğunu da beraberinde getirmekte. Şahsın beslenme, barınma, eğitim ve sağlık gibi temel gereksinmelerin herhangi birini karşılayamama durumu yoksulluk olabildiği gibi kimi noktada bulunduğu topluluğun ortalama yaşam standartının altında bir yaşantı sürmesi de yoksulluk sayılabiliyor. Antalya’da yaşayan bir ailenin çocuğunu okutamaması bir yoksulluk göstergesi iken Afrika’nın ismi zor telaffuz edilen bir yerleşim yerinde günde bir somun ekmek yiyebilmek zenginlik göstergesi olabiliyor.
Bütün bunları hepimiz biliyoruz. Tekrar tekrar söylemenin bir anlamı yok. Ne yapabiliriz bu konuda, bunu konuşmak anlamlı. Hatta “ne yapabiliriz”den ziyade “ne yapıyoruz”.
Ona buna dikkat çekmek çok kolay. Youtube’un karşısında gözleri yaşlı bir halde “aşırı yoksulluk yüzünden 3 saniyede 1 çocuk ölüyor” videolarını seyrederek, “msn-unicef işbirliği” adı altında hiçbir işe yaramayacağı aşikar mailleri forward ederek olmuyor bu işler.
Yardım edeceksin kardeşim, hem de en yakınından başlayarak. Yok mu yoksulluk çeken bir akraban vereceksin ayda 50 lira. Çünkü “bu ayakkabıyı alsam mı acaba? aman alayım, 50 liraymış zaten, nerelere vermiyoruz.” diyerek mutlaka gereksiz bir alışveriş yapmışsındır.
Aklından içinde “çalışmak-kazanmak, el-ayak sağlamlığı” tarzında kelimelerin bulunduğu düşünceler geçen kişiler olabilir. Yaptığın yardımı doğrudan yoksulluktan sıkıntı çekene yap kardeşim, onu bu sıkıntıya sokana değil. Harekete geçmemek için bahane üretmek çok kolay.
Biz (sevgili karım ve ben) yardım etmeye çalışıyoruz. Bu sayede “bir gün biz de yoksul düşersek elbet bir şekilde karnımız doyar” düşüncesi ile yaşayabiliyoruz.
Zenginlik kapı kapı gezermiş. Yoksulluk da.

15 Ekim 2008 günü, saat 10:47
Bu hareketin bir halkası olduğunuz için teşekkürler. Vatanından yiyecek bulmak için göç eden, ederken de yerdeki otlarla açlığını bastıran ve bizler kadar yaşamaya hakkı olan tüm insanlar, umarım o günleri geride bırakacaklar.
23 Ekim 2008 günü, saat 04:46
Olay budur! Lafla peynir gemisi yuruten, ama peynirin tadini bilmeyen fukaraya bir kalip peynir vermeyenler icin ibretlik bir yazi olmus. Ellerinize, yureginize saglik.
26 Ekim 2008 günü, saat 02:56
Tam da “ah be abimlik” olduk hepimiz. Açık olsaydı yazardınız biz de okurduk…