Sevgili karımın bir hafta kadar önce “sana bir hediye alacağım, içimden geldi” dedikten bir gün sonra birlikte arabasının bagajına alışveriş poşetlerini yerleştirirken ortaya çıkıveren, şeklinden de kitap olduğunu şıp diye anladığım hediye paketini görüp biraz düşününce “aaa, Orhan Pamuk’un yeni kitabı çıkmıştı” diyerek sevincimi göstermiştim. İşte o akşam okumaya başladığım kitap bu sabaha karşı, sahur sonrasında bitti.
Orhan Pamuk’un kitaplarını takip edenler bilirler. “Benim Adım Kırmızı”yı bir kenarda tutarsak, bütün eserleri birbiri ile kurgusal olarak ilişki içindedir. Sanki Orhan Pamuk bir doktora tezi yazmış ve bunu herkesten gizliyor ve bu tezden çeşitli zamanlarda makaleler çıkartıyormuş düşüncesine kapılıyorum bazen. Kitaplarında esas karakterin kendisi mi yoksa bir arkadaşı mı -hepsinde bir arkadaşı çıktı- olduğunu da düşünürüm.
“Masumiyet Müzesi”, Orhan Pamuk’un kendi roman dünyası için tasarladığı büyük kurgunun bir parçası. Açıkçası romanın esas mevzusu tam bir klişe. Üç cümle ile ana çatısını anlatabilirim ama bu güzel kitabı okuyacak olanları düşündüğümden böyle bir vicdansızlık yapmayacağım.
Roman hakikaten bir aşk romanı ama tıpkı ondan beklendiği gibi Orhan Pamuk aşkı değil de aşkı yaşayanın dünyasını ve onun bakışından etrafındaki dünyayı hiç esirgemeden uzun uzun anlatmış. Hatta bazan o kadar uzun anlatmış ki bu romanı okumam bir eziyet halini aldığında, “haydi abi bize bir atraksiyon göster” düşüncesi ile onlarca sayfayı devirip aradığım atraksiyonu bulamadığım gibi “Orhan Pamuk’un bu kitabı biraz pompa galiba, zaten ne o öyle abartılı promosyonlar reklamlar falan” düşüncesi de kenardan kenardan aklıma yerleşmeye başlıyordu.
Hikayedeki her ayrıntıyı okurken basit bir tat aldıysam da okumayı bırakınca bu basit tadın birden bire tarifsiz bir lezzete dönüşüverdiğini ancak romanın bitmesine yakın farkettim. O zaman anladım ki bu roman yıllar önce Eyüp’te bir et lokantasında içtiğim demirhindi şerbeti gibi anlık lezzeti ile değil de yıllardır aklımdan çıkmaması ile beni etkileyecek.
Belli ki Orhan Pamuk her zamanki gibi roman üzerinde çok çalışmış, esas karakterin duygu analizlerini ifade etmek için günlerce uğraşmış. O kadar uğraşmış ki okurken romanın bizim mimarlıkta kullandığımız manasıyla biraz over-design* olduğu fikrini sıkça düşündüm.
Nobel ödüllü yazarımızın kaliteli bir romanı olmuş “Masumiyet Müzesi” ama yukarıda da safımı belli ettiğim gibi bana “Benim Adım Kırmızı”dan aldığım lezzeti veremedi.
*Türkçe karşılığı “aşırı tasarlanmış” olarak ifade edilse de tam karşılığı olmayan “overdesign”, tasarımcıların kendileri için yaptıkları tasarımlarda yahut bir tasarım fikrini çok sevmeleri durumunda, tasarlamayı abartarak rezil etmesi durumudur.