Haziran, 2008 arşivi

Okulu kırmak . . .

30 Haziran 2008, Pazartesi günü, saat 13:23 suları . . .

- Bu gün Sosyal’den sözlü var, okula gitmeyelim.
- Olm gitmeyene hoca eksi veriyormuş!
- Yok abi ben gitmeyeceğim. Hoca sorarsa “Dut Festivali”ne gittim derim. O da bir nevi sosyalleşmek değil mi?

Bergama

12 Haziran 2008, Perşembe günü, saat 20:22 suları . . .


Polonya’dan geçen gelişimde uçak bulamamam sebebiyle trenle Berlin, oradan da saygıdeğer Pegasus Havayolları’nın 19.25 tarifeli uçağı marifetiyle Antalya’ya gelmeyi planlamıştım, cebimde de 25 avro.

EC treninden inip hemen aktarma ile merkezdeki Friedrichstraße istasyonuna gittim. Elimdeki valizden kurtulabilmek için otomata atılacak olan bozuk parayı 1 Avro karşılığında yarım litre su alarak elde ettim. 3 Avro da kilitli dolabın depoziti, yekun 4 Avro.

Müzeler adasına doğru yürüdüm. Maksadım uçağın kalkışına kadar olan 4 saati aylak aylak dolaşarak geçirmek. Lakin sokak beni tuttu “Pergamon Museum”un kapısına teslim etti. “Ah, Bergama” diyerek daldım içeri ve kendi topraklarımdan aşırılmış eserleri görebilmek için elin adamına 8 Avroyu tokaladım.

Yukarıda fotoğrafı olan muhteşem Zeus Altar’ının bulunduğu odaya aniden girince eserin heybetinden dolayı vuruluyorsunuz ki ben hem vuruldum ve dahi içimden eserlerin topraklarımızdan taşınmasında emeği geçenelere ve bu taşınmanın fikir babası Herr Carl Wilhelm Humann’a çok afedersiniz biraz saydırdım.


Bu eserin bulunması gereken yer yukarıdaki fotoğrafta antik tiyatronun hemen arkasındaki çam ağaçlarının olduğu nokta ki Altar’ın subasmanı hala orada durur.

Neyse efendim müzede fotoğraf çekerken sunağın -basılmaması gereken- bir basamağına çıkınca görevli gelip “halt” dedi, sinirlendim. Diğer odada da bir başka fotoğraf açısını yakalamak üzere sırtım bir heykelin kaidesine dokununca yine bir gestapo aynı tepkiyi gösterdi, ben de dayanamadım ve Türkçe olarak “Sevgili kardeşim, bu getirdiğiniz eserlerin üzerinde bizim ülkemizde çocuklar kovalamaca oynuyor” manasında birşeyler söyledim. O sırada hakikaten şöyle bir etrafıma baktım, üzüldüm ve gözlerim doldu.


Ah be abim, yalnız Anadolu’dan değil bütün Doğu’dan aşırmış adamlar. O andan itibaren psikolojim bozulduğundan olsa gerek işler biraz ters gitti. Önce Schönefeld Havaalanı’na giden treni yanlış peronda beklediğimi iki peron ötede yolcu alan çift katlı trenin üzerindeki “airport express” yazısını birkaç kere okuduktan sonra ancak idrak edebildim. O perona gidip sonraki treni beklemeye başladım lakin o da 20 dakika rötarlı geldi (Bir de “10 gün boyunca tüm otobüsler, trenler geçtikleri her duraktan tam zamanında hareket ettiler, şaşırdım.” diyorlar). Hafif geç kaldığım için koşa koşa çek-in yaptırmaya gittim, kontrollerden geçtim kapıya geldim.

Bu yazı çok uzadı, sıkıldım. Biraz da yaşadıklarım sıkıntılı olduğu için. Kısaca anlatayım: Uçağa bindik, geri indik, uzunca bir rötar haberi geldi. 10 avro iane verdiler. 19:25 uçağı 03:00′da kalktı. Banklarda uyudum, belim ağrıdı, hasta oldum, hala öksürüyorum.

Bu arada “adamlar çalmışlar ama güzel sergiliyorlar, bizde olsa…” şeklinde düşünceleri aklından geçiren arkadaşlara bulundukları yere en yakın müzeye gitmelerini tavsiye ederim. Büyük ihtimal uzun zamandır ve hatta ömürlerinde hiç Türkiye’de müzeye gitmemişlerdir.

Чингиз Айтматов

12 Haziran 2008, Perşembe günü, saat 15:18 suları . . .

Nadir Marmara: “Pamuk’a verdiler; bir çok kez aday gösterilmenize rağmen size vermediler?”
Cengiz Aytmatov: “Nobel, yazara değil; hak edene verilir. Nobel de dağıttıklarını şu an koynunda oturduğumuz Hazar’dan aldı. Yani benden aldı. Benden aldığını bana mı verecek? Çağdaş dünya bu kadar insaflı değildir.”

100 yıl önce Bakü’den ilk petrolü çıkartan dinamitin mucidi olan Alfred Nobel tekerrür eden şu tarihi sözünü söylemişti: “Kafkasya’da petrol, kan ve politika birbirine karışık.” Azeri petrolünün geliriyle Nobel kardeşler, dökülen kanların vicdanlarında bıraktığı ızdırabı azaltması için asrın başında Nobel ödüllerini tesis ediyordu. Bakü petrolü Nobel kardeşlere şöhret, para, servet her şeyi getirmiş ama asla mutluluk getirememişti. Bugün barış adına verilen Nobel ödüllerinin parası kanla, savaşla nefretle Bakü petrolünden kazanılmıştı. (Faruk Aslan, Petrol Satrancı)