Orta Çağ karanlığına dönmeyeceğiz . . .
12 Şubat 2008, Salı günü, saat 13:54 suları . . .Son zamanlarda yukarıdaki cümleyi çok duyar olduk. Tarih bilgimizin az olmasından kaynaklanan bir söylem olduğunu düşünüyorum. Zira Orta Çağ, Avrupa tarihinin geleneksel ve şematik olarak üç bölüme ayrılışında, ortada kalan çağa verilen isimdir. Bu üç çağ: Antikitenin klasik uygarlıkları (Antik Çağ), Orta Çağ ve Modern Zamanlar’dır (Wikipedia). Tabii ki bizim aldığımız eğitimde de tarih Avrupa merkezli yazıldığı için zamanla Avrupa’nın tarihte yaşadığı bazı süreçleri kendimiz de yaşamışız gibi zannetmeye başladığımızı düşünüyorum.
Orta Çağ’ın başlangıcı kabaca “kavimler göçü” bitişi ise “İstanbul’un Fethi”dir. Tarih kitapları bu süreç ile ilgili özetle aşağıdaki ifadeleri kullanır:
1) Kavimler Göçü sonucundan İstanbul’un Türklerce fethedilmesine kadar sürer.
2) Merkezi otoritenin güçlü olmadığı, devletlerin birliğinin olmadığı bir süreci ifade eder.
3) Feodalizmin siyasal, sosyal, ekonomik düzen olduğu bir çağdır.
4) Kralların yetkilerinin Papalara oranla daha az ve sınırlı olduğu bir dönemdir. (Papalar kralları görevden alabildiği gibi, atayabilirdi)
5) En güçlü kurumun kilise (veya onun simgesel gücü Papalık) olduğu bir çağdır. (Kilise en büyük ekonomik, siyasi ve dinsel güçtür.)
6) Bilimsel düşüncenin baskı altına alındığı ve bu yüzden bilim hayatının sönük geçtiği bir dönemdir.
7) Çağın en önemli ekonomik, siyasi ve askeri olayı Haçlı Seferleri olmuştur.
Bu dönemde doğuda yaşananlar ise yukarıda sayılanlardan çok farklıdır. Anadolu’da ne feodalizme ne de din eksenli baskıcı bir rejime rastlanır. Bilimsel düşünce ise doğu toplumunda ne dinsel ne de feodal bir baskı altına girmemiştir. Örnek olarak 9. yüzyılda Bağdat Saray Kütüphanesi’ndeki yabancı eserlerin tercümesini yapmak amacıyla “Beyt’ül Hikme” isimli bir akademi kurulmuş ve ileride Orta Çağ yıkıcılığından dolayı artık Yunanca asılları bulunamayan Aristo ve Eflatun gibi filozofların eserleri bu akademi sayesinde ancak Arapça’dan çevrilerek okunmuştur.
Kaldı ki Avrupa’nın bu karanlık dönemden kurtulmasında Anadolu topraklarına yapılan Haçlı Seferleri’nin geri taşıdığı kültürel zenginlik ve aydın düşünce biçimi büyük rol oynamış ve nihayet İstanbul’un fethi ile Sultan II.Mehmet Roma Kayzeri ünvanını alarak Avrupa aydınlanmasına sebep olmuştur ki bu hadise hem doğulu hem de batılı tarihçiler tarafından Orta Çağ’ın bitişini işaretleyen olay olarak kabul edilir.
Bu topraklar tarihte bu şekilde karanlık bir dönem yaşamamıştır, dolayısıyla böyle bir döneme geri dönmek mümkün değildir. Bilime toplumun her kesimince koşulsuz ulaşılabildiği sürece medeni bir gerileme beklenemez.
